VERGI KABAHATLERINDE TEKERRÜR SORUNLARI

27.02.2018 Dr. Bumin DOGRUSÖZ - 646 görüntülenme YAZDIR

VERGI KABAHATLERINDE TEKERRÜR SORUNLARI

Dünya Gazetesi / 20.2.2018 

            Tekerrür, bir suçtan dolayi cezanin kesinlesmesinden sonra, tekrar suç isleyenlere, ilk suçun yaptiriminin suçu önleyicilik islevinin yetersiz kaldigi görüsü ile verilecek cezanin artirilmasi seklinde tanimlanabilir. Tekerrür müessesesi özünde, suç failinin suç isleme egiliminin önlenmesinde ve failin suç islemekten alikonulmasinda verilen önceki cezanin yetersiz kaldigi, sonraki cezanin bu maksatlari da gerçeklestirebilmesi için artirilmasi gerektigi düsüncesine dayanmaktadir.

            Vergi suçu (VUK md.359) açisindan belirleyici olan Türk Ceza Kanunudur. Ceza Kanunu 58. maddesinde, tekerrür kosullarini belirlemis, ancak ceza artirimi öngörmemis, buna karsilik cezanin “mükerrirlere özgü infaz rejimi’ne göre infaz edilecegi belirlemesini yapmistir.  

Vergi kabahatlerinde tekerrür ise Vergi Usul Kanunu'nun (VUK) 339. maddesinde, su sekilde düzenlenmistir:

            "Vergi ziyaina sebebiyet vermekten veya usulsüzlükten dolayi ceza kesilen ve cezasi kesinlesenlere, cezanin kesinlestigi tarihi takip eden yilin basindan baslamak üzere vergi ziyainda bes usulsüzlükte iki yil içinde tekrar ceza kesilmesi durumunda vergi ziyai cezasi yüzde elli, usulsüzlük cezasi yüzde yirmibes artirilmak suretiyle uygulanir."

            Aktardigimiz maddeye göre, sonraki fiillerin cezasinin tekerrür hükümleri uyarinca artirilabilmesi için, önceki fiil için kesilen cezanin hem ayni türden olmasi hem de kesinlesmis bulunmasi gerekmektedir. 

            Buradaki ilk anlamsizlik kesinlesme ile izleyen yil basi arasinda kesilen cezaya tekerrür hükümlerinin uygulanmamasidir. Yillar önce Vergi Konseyinin bir çalismasi dolayisiyla Gelir Idaresine sordugumda, “tekerrür hükümleri kabul edildiginde idarenin yapisinin gün be gün cezalarin kesinlesmesini izlemesinin olanaksizligi” cevabini almistik. Ancak günümüzün teknolojik gelismeleri ve idarenin bu gelismeleri faaliyetlerinde son derece basarili sekilde kullaniyor olmasi dolayisiyla, bu gerekçe artik geçerliligini yitirmistir. VEDOP’a eklenecek basit bir uygulama ile bu sorun rahatlikla asilabilir ve bu anlamsizlik ortadan kaldirilabilir.

            Burada bir baska sorunla da karsi karsiyayiz. Tekerrür uygulamasi için, Kanundaki kosullara uymak yeterli midir, yoksa uygulamada cezalarin dönemlerine de dikkate etmek gerekir mi? Örnegin bir vergi dairesi, bir mükellefe 2007 yilinda sözlesmeden dogan damga vergisi dolayisiyla vergi ziyai cezasi kesmis, mükellefte cezanin tutarini dava konusu etmeye deger görmeyerek ve indirim hükümlerinden yararlanarak vergi ve cezayi ödemistir. Daha sonra 2008 yilinda bu mükellefin 2004 ve 2005 yili hesaplari incelenmesi sonucunda hakkinda cezali vergi tarhiyati yapilmis, ancak cezalar daha önce kesinlesmis vergi ziyai cezasinin bulundugu gerekçesi ile tekerrür hükmü uyarinca yüzde 50 oraninda artirilarak kesilmistir.

            Burada tekerrür uygulamasi ilk bakis itibariyle ve seklen dogru gibi gözükmekteyse de hem tekerrür müessesesinin ihdas amacina hem de mantigina aykiridir. Çünkü bu uygulamada 2007 yilinda islenen bir fiile kesilen cezan, 2004 yilinda islenen bir fiile kesilen ceza için artirim sebebi olmustur. Oysa ki, tekerrür düzenlemesi, kabahat failinin vergi ziyaina yol açma egiliminin önlenmesinde ve failin vergi ziyaina yol açmaktan alikonulmasinda verilmis ve kesinlesmis önceki cezanin yetersiz kaldigi, bu nedenle sonraki cezanin bu maksatlari da gerçeklestirebilmesi için artirilmasi gerektigi düsüncesine dayanmaktadir. Oysa aktardigim olayda 2007 yilinda kesinlesmis bir cezadan, 2004 ve 2005 yilinda islenen filler için böyle bir islev yüklenmesi mümkün degildir. Zaten bu sekilde kesilmis anlamsiz cezalar, yargidan dönmektedir.

            Bu nedenle Kanundaki düzenlemeyi, "Vergi ziyaina sebebiyet vermekten dolayi ceza kesilen ve cezasi kesinlesenlere, cezanin kesinlestigi tarihten itibaren belli süreler içinde islenecek filler dolayisiyla tekrar ceza kesilmesi durumunda cezanin artirilacagi seklinde anlamak ve uygulamak” gerekmektedir.

            Burada bir sorunu da biz kendiligimizden ortaya atalim. Bu ikinci cezanin bir yolla kesinlesmesinden sonra mükellef tarafindan ödenmezse ve o sirketin hesaplarini tasdik eden Yeminli Mali Müsavirin (YMM) sorumluluguna gidilirse, YMM tekerrürlü cezadan mi, yoksa tekerrürsüz cezadan mi müteselsilen sorumlu olacaktir.

            Bu konuyu çesitli vergi dairelerinin müdürlerine sorduk. Bir kismi cezalarin sahsiligi ilkesine göre, tekerrür dolayisiyla artirilan kisimdan YMM'nin sorumlu olmayacagi görüsünü, bir kismi da müteselsil sorumluluk müessesesinin özü geregi YMM'nin mükellefe kesilen toplam ceza tutari müteselsilen sorumlu oldugunu, bu nedenle tekerrür dolayisiyla artirilan kismin YMM'den de aranacagini savundular. Demekki burada da uygulamada bir görüs birligi yok. Bana göre YMM’nin cezanin tekerrür artirimi kismindan müteselsilen sorumlu olmamasi gerekir. 

            Tekerrürün sorunlari bu kadar zannetmeyin. Devami persembeye.  

 

Xxxxxxxxxxxxxxxx                                      xxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

VERGI KABAHATLERINDE TEKERRÜR SORUNLARI – 2

Dünya Gazetesi / 27.2.2018

Geçen yazimizda Vergi Usul Kanununun vergi kabahatlerinde tekerrür artirimini düzenleyen 339. maddesinde isleyisinde yasanan bazi sorunlara deginmistim. Diger bazi sorunlari da bu yazimda ele alacagim.

Burada karsimiza çikan bir sorun da, önceki cezanin uzlasma komisyonunda sifirlanmasina karsilik ikinci cezanin tekerrür dolayisiyla artirilmasidir. Uygulamada karsimiza çikan bu sorun dogal olarak uzlasma komisyonlarinin sifira kadar indirme yetkisinin af niteliginde mi oldugu, yoksa “sifir”inda bir deger olarak kesinlesmis cezayi mi ifade ettigi tartismasini ortaya çikarmaktadir. Ayni sorun son yillarda vergi barisi gibi adlarla kabul edilen ve özel af niteligindeki af kanunlari için de geçerlidir. Burada da fiil affedilmekte, sadece ceza kaldirilmaktadir. Bu açidan bakildiginda vergi idaresinin, önceki cezanin af kanunu veya uzlasma sonucu sifirlandigi durumlarda, sonraki cezaya diger kosullarinda varligi halinde tekerrür artirimi uygulamasi dogru ve yerinde gözükmektedir.

Ancak burada, tekerrür açisindan fiil degil, kesinlesmis ceza önem tasidigindan, “sifir TL” kesinlesmis cezanin ne kadar ceza oldugunun veya af kanunu ile kaldirilmis bir cezanin ne kadar egitici veya caydirici oldugunun da bu tartismada dikkate alinmasi gereken hususlar oldugu unutulmamalidir. Kaldi ki bu konuda “Uyumlu Mükelleflere Vergi Indirimi” baslikli Gelir Vergisi Kanununun mükerrer 121. maddesinde yer alan düzenlemede ve bu konudaki 301 sayili Genel Teblig’de “vergi ve cezanin uzlasma ila kaldirilmis olmasi” indirimden yararlanmaya engel olusturmamaktadir. Cezasi uzlasma yoluyla sifirlanan mükellefi uyumlu kabul ettikten sonra, mükellefin önceki ceza ile akillanmadigini kabul etmek, bence çelisik bir düsünce veya uygulamadir. Kanun tasarilarinin hazirlanmasinda olmasi gereken özenin yoklugunu ifade eden bu çeliski mali idarenin tekerrürdeki görüs ve uygulamasini degistirmesini gerektirmektedir.

            Bu arada Kanunda sonraki cezanin artirilacak tutarinin sinirlandirilmamis olmasi da orantisiz ve adaletsiz tekerrür artirimlarina yol açmaktadir. Örnegin yine bildigim bir olayda, bir mükellefe daha önce damga vergisi için 560 TL ceza kesilmis ve kesinlesmis, daha sonra 560 TL vergi ziyai cezasinin varligindan bahisle bir baska inceleme dolayisiyla kesilen 4.200.000 TL vergi ziyai cezasi, % 50 oraninda (2.100.000 TL) artirilarak 6.300.000 TL olarak tarh edilmistir. 560 TL’lik cezanin ikinci cezada, 2.100.000 TL artirima, yani birinci cezanin 3.750 kati artirimina yol açmasini, tekerrür müessesesinin mantigi açisindan (560 TL’lik cezanin caydiriciliginin ne kadar olacagi sorusu bir yana birakilarak)  dogru karsilayanlar olabilir. Ancak tam tersi durumun olmasi halinde, yani ilk ceza 4.200.000 TL olsa ve ikinci ceza 560 TL olsa idi, tekerrür artirimi sadece 280 TL olacakti. Rakamlarin bu derece farkliligi, burada bir adaletsizligin varligini göstermektedir.

            Nitekim 765 sayili mülga Ceza Kanununun 81/3. maddesinde “ikinci suç için tayin edilecek cezaya tekerrürden dolayi zammi lazim gelen miktar, hiçbir suretle evvelki suç için hükmedilmis olan cezalarin en agirindan ziyade olarak tayin edilemez” hükmü ile bu sorun ceza hukuku yönünden giderilmistir. (Yeni Ceza Kanununa bu hükmün alinmamis olmasi, tekerrürün ceza artirimi ile degil de infaz rejimi ile iliskilendirilmesidir.)  Benzer bir düzenlemenin Vergi Usul Kanununun 339. Maddesine eklenmesi gerekmektedir.

            Bu sorunlarin pek çogu aslinda bir Genel Teblig ile giderilebilecek uygulama sorunlardir. Sadece tekerrür artirimina sinir gibi konular yasa koyucunun müdahalesini gerektirmektedir. Ancak bu düzenlemelerin hizla yapilmasi, ceza adaleti açisindan gereklidir.

            Son yillarin bir modasi var, bir müessese sorunlu ise “kaldiralim gitsin” denilmektedir. Kaldirma marifet degildir. Eger müessese gerekli ise “islah” edilmeli, sorunlarindan arindirilmalidir”. “Tekerrür müessesesi gerekli midir” derseniz, vergi ceza hukuku sistemi içerisinde “evet” gereklidir ancak islah edilmelidir.

 

Idari para cezasi ile yaptirima baglanmis ve Kabahatler Kanunundan sonra birer kabahat türü olarak karsimiza fiillere uygulanacak yaptirimin tekerrür ...

( KB)