Imha olunan mallarin girdi KDV’si ve sorumlulari

21.01.2010 Dr. Bumin DOGRUSÖZ - 1117 görüntülenme YAZDIR

Imha olunan mallarin girdi KDV’si ve sorumlulari
21 Ocak 2010, A.Bumin DOGRUSÖZ

Geçen ay, 05.12.2009 günlü Resmi Gazete’de, Maliye Bakanligi’nca yayimlanan 113 seri No’lu Katma Deger Vergisi Genel Tebligi ile “Kullanim Süresi Geçen Veya Kullanilamayacak Hale Gelen Mallara Iliskin Yüklenilecek KDV” basligi altinda, bu konuda bir düzenleme yapildi. 
Bu yazimizda, özellikle ilaç ve gida sektörünü yakindan ilgilendiren bu teblig açiklamasini irdelemek istiyoruz. 
Maliye Bakanligi bu düzenlemesinde, Gelir Idaresi Baskanligi’na intikal eden olaylardan bu konuda tereddüde düsüldügünün anlasildigi gerekçesi ile özetle su açiklama yer almistir. 
“Mükelleflerin faaliyetlerine iliskin olarak stoklarinda mevcut olan ancak kullanim süresi geçen veya bir baska nedenle kullanilamayacak durumda olan mallarin, ilgili mevzuat uyarinca teskil edilen resmi komisyonlar veya Takdir Komisyonu huzurunda imha edilmesi durumunda, KDV Kanunu’nun (30/c) maddesi hükmü uyarinca, kullanim süresi geçen veya bir baska biçimde kullanilamayacak hale gelen ve imha edilen mallar, zayi olan mal mahiyetinde oldugundan, mükelleflerce bu mallarin iktisabi dolayisiyla yüklenilen KDV’nin indirim konusu yapilmasi da mümkün bulunmamaktadir. 
Bu çerçevede, zayi olan mallara ait yüklenilen ve daha önce indirim konusu yapilan KDV’nin, imha tarihini kapsayan vergilendirme dönemine ait 1 No’lu KDV beyannamesinin “Ilave Edilecek KDV” satirina dahil edilmek suretiyle indirim hesaplarindan çikarilmasi gerekmektedir.”
Maliye Bakanligi’nin bu düzenlemesi özellikle anilan sektörlerde çok büyük sikintilara yol açmistir. 
Aslinda uygulamada, bakanligin belirttigi gibi bir tereddüt yoktu. Çünkü bu konuda idari görüs, çesitli illerin Maliye Bakanligi, defterdarliklari, vergi dairesi baskanliklari tarafindan verilen ayni yöndeki özelgelerle açikliga kavusturulmustu. Bakanlik, bildigimiz kadariyla 2002’de verdigi görüsten bu yana, ayni yönde baskaca özelgeler de vermisti. Bu özelgelerin hepsinde özetle, “Kullanim süresi geçen veya bir baska biçimde kullanilamayacak hale gelen ve imha edilen mallarin iktisabi dolayisiyla yüklenilen KDV’nin indirim konusu yapilmasi mümkündür” denilmekteydi.
Aslinda uygulamada degil de galiba bakanlikta olusan tereddüt sonucu olusan bu görüs degisikliginin gerekçesinde herhangi bir yasa degisikligi de yoktur. Bakanligin ve tasra teskilatinin özelgelerini olusturdugu yasa hükmü, bu defa aksi yoruma dayanak olusturmustur. 
Üstelik önceki görüs yargi tarafindan da benimsenmis görüstü. Danistay 9. Dairesi E. 2002/3313 K.2004/4389 sayili karari ile “kullanim süresi geçtigi için takdir komisyonu karari ile degeri (0) olarak belirlenen ve vergi idaresinin bilgi ve gözetiminde imha olunan ilaçlarin girdileri için ödenen KDV’nin KDVK’nin 30/c maddesi uyarinca zayi olan mallar için yüklenilen KDV olarak yorumlanamayacagina ve dolayisiyla indirilebilecegine” karar vermisti. 
Bu yazimda bu görüslerden hangisinin dogru oldugundan çok (bu konuyu bir baska yazima birakiyorum), görüs degisikliginin bizzat kendisinin üzerinde durmak istiyorum. 
Üç-bes yil sonra ayni yasa hükmünün nasil yorumlanacaginin garantisinin olmadigi da böylece anlasilmistir. Bu sekilde görüs degisiklikleri hukuk güvenligini ve hukuki istikrar ilkelerini açikça zedelemekte, mükellefler giderek önlerini daha göremez hale gelmektedir. 
Üstelik bakanlik bu görüs degisikligini, daha dogrusu mükellefler için baglayici tarzda yaptigi bu açiklamayi, tarh zamanasimi süresince geri götürmüs ve pek çok sirketten daha önceki imha tarihleri itibariyle KDV beyannamelerini düzeltmelerini istemistir. Sirketler de bu konuda incelenme riski altina girmistir. 
Pek çok sirket, yargi yoluna gitmeyi tercih etmezse, bu düzeltmeyi yapacak ve hiç yoktan, yüklü bir gecikme faizi ödeyecektir. Özelge almis olanlar ile pismanlik talepli müracaat edenler ceza riski ile karsilasmayacaklarsa da ihtirazi kayitla beyanname verenler pismanlik talep edemeyecekleri için (çünkü içtihatlarda benimsenen agirlikli görüs, pismanlik ile ihtirazi kaydin bir arada olamayacagi yönündedir) ceza riski de tasiyacaklardir. 
Gecikme faizinin oraninin fahisligi, enflasyon ve piyasa faiz hadlerine nazaran yüksekligi ise zaten herkesçe bilinmektedir. Üstelik bu ödenen faiz gider de yazilamayacaktir. 
Ticaret sirketlerinde bu derece yüksek zararlar yaratmaya hiç kimsenin hakki olmadigi gibi, bu davranislar ayni zamanda girisimciligi zedeler, yabanci sermayeyi ürkütür. 
Eger bakanlik, bu görüsü benimsiyorsa, gözden geçirmeyecekse, hiç olmazsa bu görüsün bundan sonrasi için uygulamaya esas alinacagini açiklamali, geçmisi karistirmamalidir. 
Eger geçmis gözden geçirilecek, sirketlerin KDV beyanlarini düzeltmeleri istenecekse, o halde bu özelgelerle uygulamayi yanlis yönlendiren veya yazdigi kitap yahut makalelerle bakanlik görüsü seklindeki açiklamalari ile uygulamacilari yaniltanlar hakkinda da islem yapilmasi ve sonuçlarinin kamuoyuna açiklanmasi gerekmektedir. 
Eger eski görüs yanlis, yeni görüs dogru ise bu kisiler, sirketlerin yüksek gecikme faizi ve/veya ceza gibi mali yükümlülüklerle karsi karsiya kalmalarinin ve yine sirketlerin yeni görüse göre yarattigi Hazine zararinin sorumlusu durumundadirlar. 
Aksi halde bürokrasi, ayni yasa maddesine diledigince yorum yapmaya ve sonra diledigince görüs degistirerek herkesi borçlu duruma düsürmeye, hukuk adina devam edecektir.

21.01.2010 | Referans Gazetesi