Amme alacaklarinin takibinde mükelleflerin bir hakki daha kayboldu

15.02.2010 Dr. Bumin DOGRUSÖZ - 1553 görüntülenme YAZDIR

Amme alacaklarinin takibinde mükelleflerin bir hakki daha kayboldu
15 Subat 2010, A.Bumin DOGRUSÖZ

Geçen günlerde, 5 Subat tarihli Resmi Gazete’de, 5951 sayili Amme Alacaklarinin Tahsil Usulü Hakkinda Kanun ile Bazi Kanunlarda Degisiklik Yapilmasina Dair Kanun yayimlandi.
Kanunun adina bakarsaniz, Amme Alacaklarinin Tahsil Usulü Hakkinda Kanunda önemli sayica degisiklikler yapildi, bazi kanunlarda da bunlara paralel bazi düzenlemeler getirildi. Ülkemizde Torba Kanun anlayisinin yerlesmesinden bu yana, kanunlarin adlarina da özen gösterilmez oldu. Çünkü 5951 sayili kanunun sadece 2 maddesi, Amme Alacaklarinin Tahsil Usulü Hakkinda Kanun ile ilgili. Geri kalan 13 maddesi baska kanunlarla ilgili. Kanun adi belirlenirken, hiç olmazsa, en çok degisiklik yapilan kanunun adina yer verilse daha yerinde olur. 
Amme Alacaklarinin Tahsil Usulü Hakkinda Kanun’da yapilan degisikliklerden biri, kanunun geçici 8. maddesinde yer alan 31.12.2009 tarihinin 31.12.2014 olarak degistirilmesi. Bu madde kamu borçlusu kurumlarin borçlarini gayrimenkul takasi ile ödemelerini düzenliyor. Kisaca bir süre uzatimi yapildi. 
Amme Alacaklarinin Tahsil Usulü Hakkinda Kanun’da asil önemli yapilan degisiklik ise kanunun 58. maddesinin üçüncü fikrasinin yürürlükten kaldirilmasi. Yürürlükten kaldirilan bu fikraya göre, (ödeme emrine karsi) “Dava açan borçlu bu kanuna göre teminat gösterdigi takdirde, takip muamelesi dava konusu borç miktari için vergi mahkemesince bu hususta karar verilinceye kadar durdurulur”.
Ödeme emrinin takibinin durmasi ile ilgili bir düzenleme de Idari Yargilama Usulü Kanunu’nda yer almistir. Bu kanunun 27. maddesine göre, vergi mahkemelerine, uygulanmasi halinde telafisi güç veya imkânsiz zararlarin dogmasi ve idari islemin açikça hukuka aykiri olmasi sartlarinin birlikte gerçeklesmesi durumunda islemin yürütülmesini -teminatsiz olarak- durdurma yetkisi verilmistir. Ancak uygulamada ya açik hukuka aykirilik ve telafisi güç zarar olasiligi her zaman birlikte gerçeklesmeyebilmektedir. 
Bu iki kanun birlikte uygulanmak ve mükelleflere, isterlerse teminat göstererek idareden takibin durdurulmasini talep etmek, isterlerse mahkemeden teminatsiz olarak yürütmeyi durdurma talep etmek haklarini tanimak yerine; Maliye Bakanligi katilinmasi güç bir yorum ve anlayisla, sonraki kanun olan Idari Yargilama Usulü Kanunu’nun 27. maddesinin Amme Alacaklarinin Tahsil Usulü Hakkinda Kanun’un 58. maddesinin üçüncü fikrasini zimnen yürürlükten kaldirildigini benimsemis ve anilan üçüncü fikrayi yasama geçirmeyi hep reddetmistir.
Nihayet söz konusu 3. fikra 5951 sayili kanunla açikça yürürlükten kaldirilmistir. Burada, “Olsun, Idari Yargilama Usulü Kanunu’nun 27. maddesi var ya” seklinde bir yorum yapmak mümkün degildir. 
Çünkü hem vergi yargisinda yürütmeyi durdurma karari verilmesinin aktardigimiz zorlastirilmis kosullari, hem de mahkemelerin bu konuda çekingen davranmalari, 27. maddenin basarili bir uygulama alanina sahip olmadigini göstermektedir. 
Pek çok halde mahkemeler, yürütmeyi durdurma taleplerini incelemeyi, geçecek süre için yürütmeyi durdurma karari vermeksizin idarenin birinci savunmasinin alinmasindan sonra incelenmesi yoluna gitmekte, idare de bu geçen sürede basta mal varligi, banka hesaplarina haciz gibi pek çok takip islemini yapmaktadir. Bu noktada da ikinci bir hukuka aykiri anlayis ve uygulama karsimiza çikmakta, idare geç verilen yürütmeyi durdurma kararini uygulamamakta, hacizleri kaldirmamaktadir. 
Çünkü idare, yürütmeyi durdurma kararini, kararin tebligi tarihi itibariyle oldugu yerde kalma olarak anlamakta, bu karar verilinceye kadar yaptigi islemlerin, geçerli oldugu inancindadir. Oysa yürütmeyi durdurma karari, dava konusu islem için verilmekte, ödeme emrinin yürütülmesi durdurulmaktadir. Ödeme emrinin yürütülmesi durdurulduguna göre, bu emre göre yapilmis bütün takip muameleleri ve hacizlerin, yürütmeyi durdurma kararinin tebliginden itibaren 30 gün içinde kaldirilmasi gerekmektedir. (Sadece hacze ve ihtiyati hacze iliskin kararlarin uygulanmasi, bu kararin kesinlesmesi kosuluna baglidir.)
Bu gibi hallerde de mükelleflerin idare aleyhine dava açma veya karari yerine getirmeye yetkili aleyhine tazminat davasi açma (IYUK md. 28/4) ve suç duyurusunda bulunma haklari dogmaktadir. 
Görüldügü gibi Idari Yargilama Usulü Kanunu’nda kisilere koruyucu olarak taninan hak, uygulamada islevini yerine getirememektedir.
Bu nedenle Amme Alacaklarinin Tahsil Usulü Hakkindaki Kanun’un 58. maddesinin 3. fikrasinin, Idari Yargilama Usulü Kanunu ile birlikte seçimlik hak olarak uygulanmak yerine kaldirilmasi yerinde olmamistir. Bu fikranin yeniden getirilmesi gerekmektedir.
Kaldi ki bu kaldirma, hazine aleyhine de sonuçlar doguracaktir. Çünkü idare, takibi teminat alarak durdurmak yerine, mahkeme kararlarina göre teminat almadan durmak zorunda kalacak, kamu alacagi da teminatsiz kalmis olacaktir. Mükellef teminat veriyorsa ve davayi kazanacagi konusunda kendisine güveniyorsa, idarenin takibini durdurmasinda ne sakinca vardir ki. Elinde teminat olduktan sonra.

15.02.2010 | Referans Gazetesi