DEĞER TESPİTİ DAVALARINDA GÖREV VE YETKİ SORUNU

11.02.2020 Dr. Bumin DOGRUSÖZ - 307 görüntülenme YAZDIR

DEĞER TESPİTİ DAVALARINDA GÖREV VE YETKİ SORUNU

Dr. A. Bumin Doğrusöz

Dünya Gazetesi 11.02.2020

          Bu yazımda, uygulamada çok duraksamaya düşünülen bir konuyu, Tapu Kadastro Genel Müdürlüğünün (TKGM.) konutlara biçtiği ve genelde pek fahiş olan değerler aleyhine açılan davalarda görevli ve yetkili mahkemenin belirlenmesi konusunu ele almak istiyorum.

          TKGM’nin değer tespitleri, hiç tartışmasız birer idari işlemdir. Bu nedenle bu davalara karşı açılan davalar, adli yargının değil, idari yargının alanına girmektedir. İdari yargı ise idare ve vergi mahkemelerinden oluşmaktadır. O halde sorun, bu davaların hangisinin görev alanına girdiğinin belirlenmesi noktasındadır.

          İdare mahkemeleri, idari yargının genel görevli mahkemeleridir. Bir başka deyişle idare mahkemeleri, 2576 sayılı İdari Mahkemelerin Kuruluş Kanunu ile özel görev alanı belirlenmiş olan vergi mahkemelerinin görevi dışında kalan bütün idari davalara bakmakla görevlidir. O halde burada öncelikle konunun vergi mahkemelerinin özel görev alanına girip girmediğine bakmak gerekecektir.

          2576 sayılı Kanunun 6. maddesine göre vergi mahkemeleri (kısaltarak yazıyorum), genel bütçeye giren vergiler ile bunların zam ve cezaları ile tahsilatından doğan ihtilaflara bakmakla görevlidir. Görüldüğü gibi vergi mahkemelerinin görev alanı, işlemi yapan idareye göre değil, işlemin vergi ile ilgili olup olmadığına bakılarak belirlenmektedir. Dolayısıyla vergi mahkemesinde açılacak davalarda, davalının mutlaka vergi idaresi olması gerekmez. Nitekim uygulamada, vergi ve harç uygulamaları dolayısıyla belediyeler de davalı olabilmektedir.

          O halde burada belirleyici olacak olan, TKGM’nin işleminin mahiyetidir.

          TKGM, değer belirleme işlemini taşınmaz envanteri yapmak yahut istatistik amacıyla yapmamaktadır. TKGM, Emlâk Vergisi Kanununda 7194 sayılı Kanunla kendisine verilen değer belirleme işlemini yapıp neticesini tebliğ ve itirazları değerlendirmekle, değerli konutlar vergisine tabi olacak konutları (verginin konusu) belirlemekte, bunların maliklerini (veya intifa hakkı sahiplerini) mükellef statüsüne sokmakta ve en önemlisi konutun değerini (verginin matrahını) belirlemektedir. Değerli konutlar vergisinin alınacak olması, ertelenmemesi halinde, vergi idaresi bu değeri matrah olarak alacak ve bu değere oranı uygulayarak vergiyi tarh edecektir. Nitekim vergi idaresi beyanname verilmemesi halinde, takdir komisyonuna müracaat ederek veya inceleme elemanı görevlendirerek konutun değerini tespit etmeyecek, doğrudan TKGM’nin belirlediği değeri esas alacaktır. Bir başka anlatımla burada TKGM, bir anlamda takdir komisyonu işlevi ifa etmektedir.

          Sonuç olarak, vergi tarhının dayanağı (yani, oranın çarpılacağı) matrahı belirleyen işlemin de bir vergilendirme işlemi olduğu açıktır. Genel bütçeye girecek bir verginin her aşamasındaki vergilendirme işleminin yargısal denetimi konusunda ise 2576 sayılı Kanunun 6. maddesine göre vergi mahkemeleri görevlidir. Bu nedenle inceleme konumuzda, TKGM’nin değer tespit işlemlerinin yargısal denetimi, vergi mahkemelerinin özel görev alanına girdiğinden, idare mahkemelerinin burada görevli olduğundan kanaatimce söz edilemez.

          Görevli mahkemeyi belirledikten sonra incelenmesi gereken ikinci adım, yetki konusudur. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu hem 32 hem de 37. maddesinde işlemi yapan idarenin bulunduğu yer mahkemelerini yetkili kabul etmiştir.

          Bu durumda TKGM’nin değer tespitinin yargısal denetimi yapma konusunda Ankara Vergi Mahkemeleri görevli ve yetkili mahkeme olarak karşımıza çıkmaktadır.

          Ancak Ankara vergi mahkemelerinin bu davalarda, usul ekonomisi ilkeleri uyarınca, özellikle bilirkişi incelemesinin gerekli olduğunu da dikkate alarak yetkisizlik kararı vererek dosyaları taşınmazların bulunduğu ildeki vergi mahkemelerine göndermesi de pek muhtemeldir. Bu durumda taşınmazın bulunduğu ildeki vergi mahkemelerinin de 2577 sayılı Kanunun 37. maddesine dayanarak kendilerini yetkisiz bulma ihtimalleri de vardır. Aynı yargı manzumesi içinde ortaya çıkan yetki uyuşmazlıklarında ise son sözü söyleme ve yetkili mahkemeyi belirleme yetkisi Danıştay’dadır (2577 sayılı Kanun md. 43). Bu davalarda da sanırım yetkili mahkeme konusu Danıştay’a kadar gidecektir.

          Bu arada hemen belirteyim, idari yargıda davanın idare veya vergi mahkemesinde yanlış olarak açılmasının pek fazla bir önemi yoktur. Zira dosya davanın açıldığı mahkemece görevli ve yetkili mahkemeye gönderilir ve davanın görülmesi sağlanır. Burada önemli olan ve dikkat edilmesi gereken davanın, görevli kılınan mahkemeye göre süresinde açılmış olunmasıdır.

          Bunlar bizim görüşlerimiz. Son sözü elbette ki yargı söyleyecektir.

Not : Soranlar için söyleyeyim. Gerek DKV mevzuatına gerek İdari Yargı ile ilgili mevzuata, Gelir İdaresi Başkanlığının www.gib.gov.tr veya www.mevzuat.gov.tr sayfalarından ulaşabilirsiniz.