Anayasa Mahkemesinin VUK’un 112/4. Maddesi Konusundaki Karari

01.01.0001 1237 görüntülenme YAZDIR

Anayasa Mahkemesinin VUK’un 112/4. Maddesi Konusundaki Karari
16 Mayis 2011

Anayasa Mahkemesinin, Vergi Usul Kanununun 112. maddesinin 4. fikrasinda düzenlenen “fazla  veya yersiz tahsil edilen  vergilerin iadesinde faizin ödenmesi” ne iliskin hükmün Anayasa’ya aykiri olduguna iliskin karari asagidadir.

14 Mayis 2011 CUMARTESI
Resmî Gazete
Sayi : 27934

ANAYASA MAHKEMESI KARARI

Anayasa Mahkemesi Baskanligindan:
Esas Sayisi    : 2008/58

Karar Sayisi : 2011/37

Karar Günü  : 10.2.2011

ITIRAZ YOLUNA BASVURAN : Aydin Bölge Idare Mahkemesi

ITIRAZIN KONUSU : 4.1.1961 günlü, 213 sayili Vergi Usul Kanunu’nun 112. maddesine 4369 sayili Kanun’un 2. maddesi ile eklenen (4) numarali fikranin Anayasa’nin 2., 10. ve 35. maddelerine aykiriligi saviyla iptali ve yürürlügünün durdurulmasi istemidir.

I- OLAY
Ihtirazi kayitla beyan edilip ödenen geçici vergi ile damga vergisinin kaldirilmasi ve ödenen tutarin ödeme tarihinden itibaren isleyecek yasal faizi ile birlikte iadesi istemi ile açilan davanin itiraz incelemesinde, kuralin Anayasa’ya aykiri oldugu kanisina varan Mahkeme iptali için basvurmustur.

II- ITIRAZIN GEREKÇESI
Basvuru kararinin gerekçe bölümü söyledir:

“C) ANAYASAYA AYKIRILIK SEBEBLERI:

1- ANAYASANIN 2. MADDESI YÖNÜNDEN:

Anayasanin 2. maddesinde “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru milli dayanisma ve adalet anlayisi içinde; insan haklarina saygili Atatürk milliyetçiligine bagli, baslangiçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir” hükmüne yer verilmektedir.

Hukuk devleti insan haklarina saygili ve bu haklari koruyucu adaletli bir hukuk düzeni kuran bunu sürdürmekte kendini yükümlü sayan bütün eylem ve islemleri yargi denetimine bagli olan devlettir.

Hukuk devleti ilkesinin en önemli gereklerinden biri kuskusuz kurallari uygulayacak devlet islerini yürütecek olan yönetimin hukuk düzenine bagli olmasinin saglanmasidir, yine hukuk devletinin en önemli unsurlarindan birisi de yasalarin genel olmasi ilkesidir. Bunun geregi ise yasa önünde esitliktir. Buna göre ayni hukuki kosullarda idare ile vatandas arasinda farklilik olmamasi, baska bir ifade ile idare için getirilen kosullarin, ayni pozisyondaki vatandas için de getirilmesi (nimet veya külfetçe esit olmasi) gerekir.

Bu baglamda somut ihtilaf ele alinacak olursa; 213 sayili yasanin 112. maddesinde vergi mükellefleri için bazi yükümlülükler dolayisiyla vergi idaresi lehine bazi düzenlemeler getirilmistir. Buna göre yasanin ilk iki fikrasinda özel ödeme zamanlan düzenlenip, 3. fikrada yasal vadelerinde tahsilati yapilmayan vergilerde 6183 sayili yasada tespit edilen oranda gecikme faizi alinacagi 4. fikrada, fazla veya yersiz olarak tahsil edilen ve vergi kanunlari geregi iadesi gereken vergilere, mükellefin belge bilgi temininden sonraki üç ay içinde iade yapilmamasi halinde üç aylik sürenin sonundan itibaren 6183 sayili yasa uyarinca belirlenen tecil faizi oraninda faiz ödenecegi, 5. fikrada ise; ihtirazi kayitla beyan edilip ödendikten sonra yargi karariyla iade edilip yine yargi karari uyarinca tahsili gereken vergilere iade tarihinden itibaren 6183 sayili yasaya göre belirlenen tecil faizi oraninda gecikme faizi ödenecegi düzenlenmis bulunmaktadir.

Bu hükümlerin birlikte degerlendirilmesinden, idarelerin vergi alacaklarinin geciken kismi için vade tarihinden itibaren gecikme faizi (veya zammi) oraninda faiz uygulanirken, vatandastan haksiz tahsil edilen vergilerin vergi kanunlari uyarinca iadesinde ise “mükellefin belge bilgi temininden sonraki 3 ay içinde iade edilmemesi halinde 3 aydan sonraki süre için tecil faizi oraninda faiz öngörmektedir. Bir nevi burada devlet alacaginda hemen vade tarihiyle faiz baslatilirken devletin borcu sözkonusu olunca mükellefin belge bilgi temininden sonraki 3. ay sonrasina faiz isletilmektedir. Ayrica devlet alacaginda gecikme zammi oraninda faiz alinmakta iken devlet borcuna tecil faizi oraninda faiz verilmektedir.

112. maddenin en önemli olan ve bu ihtilafin konusu olan handikabi ise; mahkeme karariyla hukuka aykiriligi sabit hale gelen ancak vatandasin iyi niyetle ödedigi verginin iadesi sözkonusu olunca bunun için faiz öngörülmemesidir. Oysa mahkeme karariyla hukuka aykiriligi ortaya konulan ve tahsil edilen vergi de; haksiz tahsil edilen bir vergi olup, aylar veya yillar sonra iadesi sirasinda enflasyonist ortamda faiz uygulanmamasi mükellef yönünden ekonomik eksilme idare yönünden ise sebepsiz zenginlesme sonucunu dogurmaktadir. Yasa koyucunun devlet alacaginin her tür geç tahsilinde, (yargi karari sebebiyle geç tahsil edilse bile), vade gününden itibaren faiz isletirken, yargi karari geregi iade etmek zorunda oldugu vergilere faiz öngörülmemesi, hukuk devleti ilkesiyle bagdasmamaktadir.

Her ne kadar, mahkeme karariyla hukuka aykiriligi ortaya konulan vergilerin, iadesinin zaten zorunlu oldugu, iade sirasinda ekonomik kaybi karsilamak için genel hükümlere göre “hizmet kusurundan dolayi” faiz için ayrica hüküm kurulabilecegi, düsünülse de; öncelikle faiz talepleri, somut olayimizda oldugu gibi yargi yerlerince hemen 112. maddenin 4. fikrasiyla irtibatlandirilmakta ve yasada bu yönde düzenleme olmadigi için talep reddedilmektedir. Idarece, yasa geregi yapilan iadelerde ise, 3 aydan sonrasi için faiz uygulanarak devlet alacagi ile borcuna farkli muamele yapilmaktadir.

Sonuç itibariyle; 112. maddede genel olarak devlet alacaklarina vade tarihinden geçerli faiz isletilmekte iken, devlet borcu diyebilecegimiz yasa geregi iade edilen vergilerde mükellefin müracaatindan sonraki 3 ay sonrasindan faiz isletilmesi ve de en önemlisi, yargi karari geregi iadesi gereken vergilerde faiz ödemesinin hiç düzenlenmemesi sebebiyle 112. maddenin 4. fikrasinda Anayasanin 2. maddesinde düzenlenen hukuk devleti ilkesine uyarlik bulunmamaktadir.

2- ANAYASANIN 10. MADDESI YÖNÜNDEN:

Anayasanin 10. maddesinde “Herkes, dil, irk, renk, cinsiyet, siyasî düsünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayirim gözetilmeksizin kanun önünde esittir.

(Ek: 7.5.2004-5170/1 md.)Kadinlar ve erkekler esit haklara sahiptir. Devlet, bu esitligin yasama geçmesini saglamakla yükümlüdür.

Hiçbir kisiye, aileye, zümreye veya sinifa imtiyaz taninamaz.

(Degisik: 9.2.2008-5735/1 md.) Devlet organlari ve idare makamlari bütün islemlerinde ve her türlü kamu hizmetlerinden yararlanilmasinda kanun önünde esitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadirlar.” hükmü yer almaktadir.

Anayasada düzenlenen esitlik; kuskusuz ki mutlak bir esitligi degil hukuki esitligi ifade etmektedir. Hukuki esitlik ise; birbiriyle ayni durumda olanlara ayni kurallarin uygulanmasi ve ayricalikli kisi ve topluluklarin yaratilmasinin engellemesidir. Buna göre esitlik ilkesi; ayni hukuki durumda bulunanlar için haklarda ve ödevlerde, yetkilerde ve sorumluluklarda, firsatlarda ve hizmetlerde esitligin saglanmasi ve ayrim yapmamayi gerektirir ki bu ilkeden devlet organlari da muaf degildir.

Bu baglamda somut ihtilaf ele alinacak olursa; yukarida da izah edildigi üzere 213 sayili yasanin 112. maddesinde genel olarak devletin degisik sebeplerle geç tahsil edebildigi vergilere vade tarihinden geçerli olmak üzere faiz uygulamasi öngörülmüsken, 4. fikrada; yasalar geregi iade edilecek vergilere 3. aydan sonrasi için faiz öngörülmüs olup, yargi karari geregi yapilan vergi iadelerine hiçbir sekilde faiz uygulamasi öngörülmemistir.

Burada iki yönden kanun önünde esitlik ilkesi mükellef aleyhine devlet lehine ihlal edilmistir; Öncelikle geciken tahsilatlara faiz uygulanmasi, ekonomik bir gereklilik olup; enflasyonist bir sistemde, geç tahsilat her iki taraf içinde ayni sonucu dogurur. Çünkü faiz; enflasyonist sistemde ekonomik deger kaybinin tazmin aracidir. Dolayisiyla geciken ödemelerde; alacakli Devlet’te olsa mükellefte olsa ayni ekonomik kurala tabi olup faiz her ikisi yönünden de ayni önemde bir haktir. Dolayisiyla devlet alacagina faiz uygulayip mükellef alacagina (vergi iadesine) faiz uygulamamanin hukuki ve ekonomik izahi yoktur. Bunun sonucu hukuken, ekonomi kurallarina göre ayni konumda olan iki tarafa farkli muamele yapilmasi sonucu dogmaktadir.

Bu sebeple 112. maddenin 4. fikrasinda gerek, yasa geregi yapilan vergi iadelerine, mükelleflerin bilgi belge temininden sonraki 3. aydan sonrasi için faiz uygulamasi gerekse yargi karari uyarinca iade edilen vergiler için hiç faiz öngörülmemesinde, ayni durumdaki devlet alacaklarina vade tarihinden geçerli faiz uygulamasi öngörüldügünden Anayasanin 10. maddesinde düzenlenen, kanun önünde esitlik ilkesine uyarlik bulunmamaktadir.

3- ANAYASANIN 35. MADDESI YÖNÜNDEN:

Anayasanin 35. maddesinde “Herkes, mülkiyet ve miras haklarina sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yarari amaciyla, kanunla sinirlanabilir.

Mülkiyet hakkinin kullanilmasi toplum yararina aykiri olamaz.” hükmü düzenlenmistir.

Ekonomilerde bir degisim vasitasi olan para, çesitli ticari, sinaî, zirai vs. faaliyetlerde kullanilmakla, sahibine kazanç, kira, nema vs. adlari altinda kimi yararlar saglayan ekonomik bir degerdir. Paranin, sahibi disindaki kisi ve kuruluslarca kullanilmasi, sahibinin bu ekonomik degerden mahrum birakilmasi sonucunu yaratmasi yaninda, enflasyon etkisinde olan ekonomilerde, paranin degerini, yani alim gücünü enflasyon oranina bagli olarak yitirmesine neden olur. Anayasa Mahkemesinin 26.11.1999 gün ve 23888 sayili Resmi Gazetede yayimlanan 15.12.1998 gün ve E: 1997/34, K: 1998/79 sayili kararinda da belirtildigi gibi; enflasyon ve buna bagli olarak olusan döviz kuru, mevduat faizi, hazine bonosu ve devlet tahvilli faiz oranlarinin yüksekligi, borçlunun yararlanmasi, alacaklinin ise zarara ugramasi sonucunu dogurmaktadir. Hukuk sistemlerinde paranin sahibinden baskasi tarafindan kullanilmasinin neden oldugu bu zarar, “faiz” adi altinda yapilan ek ödemelerle karsilanmaktadir. Anayasa Mahkemesinin 21.9.1988 gün ve E: 1988/7, K: 1988/27 sayili kararinda, Vergi Usul Kanununun 112 nci maddesinde öngörülen “gecikme faizi” ile ilgili olarak yapmis oldugu niteleme de bu yoldadir.

Dahasi; Insan Haklari Avrupa Mahkemesi Birinci Dairesi de 9 Mart 2006 gün ve 100162/02 sayili Eko-Elda Avee/Yunanistan kararinda, vergi olarak haksiz tahsil edilen ve bes yil bes ay sonra geri verilen meblagdan yararlanma hakkindan uzunca süre mahrum kalinmasinin, ilgilinin mali durumunda önemli ve kesin zararlara neden oldugunu; bu durumun da 1 Nolu Protokolün l’inci maddesini ihlal ettigini kabul etmistir.

Avrupa Mahkemesi, anilan kararinda, genel yarar ile kisi yarari arasinda olmasi gereken dengeyi bozdugunu söyledigi söz konusu zararin tazminine, Insan Haklari Avrupa Sözlesmesinin düzenlemelerine dayanarak karar vermis; tazminatin hesabina da, ölçü olarak gecikme faizi oranini esas almistir. (Danistay Vergi Dava Daireleri Kurulunun 26.1.2007 gün ve E:2006/182, K:2007/3 sayili karari – muhalefet serhi)

Faiz, ekonomik açidan paranin fiyatidir. Herhangi bir kimse kendine ait olmayan bir parayi, hangi isim altinda olursa olsun, belli bir süre kullandiginda asil sahibine faiz ödemek zorundadir. Paranin likidite (elde tutulma, cepte bulundurma, kullanima hazir halde) olmasi her an her türlü hizmet, emtia veya üretim faktörünü satin alabilmesine olanak verir. Parayi elinde nakit veya hesabinda bulunduran piyasa ekonomisi kurallari geregi gelecege dönük olanaklardan yararlanabilir. Hak edildigi halde kisinin tasarrufuna geçmeyen paranin enflasyonist ortamlarda sahibinin satin alma gücünde kayiplara neden olacaktir.

Devlete ödenmesi gereken vergilerin mükellefler tarafindan zamaninda ödenmemesi sonucu mükellefler bu paralari baska amaçlarla kullanarak çesitli yararlar saglamakta olup devlet vergi gelirlerinin bir kismindan yoksun kaldigi için harcamalari kismak veya borçlanmak zorunda kalmaktadir. Bu nedenle Devlete faiz ödemesi yerindedir.

Diger taraftan vatandasta haksiz yere ödedigi vergiyi ya borçlanarak temin ettigi ya da bazi gereksinimlerini kisarak, vazgeçerek ödedigi ve belli bir zaman devletin kasasinda haksiz olarak tutuldugunun yargi karariyla saptanmasi halinde aynen devlete ödenen gibi vatandasa da yoksun kaldigi dönemler için ayni oranda ve miktarda bir miktarin ödenmesi mülkiyet hakkinin korunmasi ilkesine uygun olacaktir.

Buradan da anlasildigi üzere, gerek kisi gerek devlet yönünden, alacaginin zamaninda ödenmemesi halinde, ekonomik varlikta enflasyon sebebiyle azalma olmakta, bir nevi mülkiyet hakki zarara ugramakta ve bu zarar faizle telafi edilmektedir. Hal böyle olunca da; mükellefe aylar-yillar sonra iade edilen vergiye faiz isletilmemesi veya vade tarihinden sonraki dönemlerde isletilmesi kisi aleyhine mülkiyet hakkinin ihlali sonucunu dogurmaktadir.

Bu sebeple, 213 sayili yasanin 112. maddesinin 4. fikrasinda; yasalar geregi iade edilen vergilere, mükellefin belge bilgi sunmasindan sonraki 3. ay sonrasindan itibaren faiz isletilmesi ve de yargi karari geregi iade edilen vergilere faiz isletilmesinin hiç düzenlenmemesinde Anayasanin 35. maddesine uyarlik bulunmamaktadir.

D) YÜRÜRLÜGÜN DURDURULMASI TALEBI

Ihtilaf her ne kadar parasal konuyla ilgili olup, telafisi güç sonuçlar dogurmayacakmis gibi görünse de; gerek yargi yerlerindeki farkli uygulamalar, gerekse devletin alacaklarina farkli borçlarina farkli tutum sergiledigi kanaatinin toplumda yerlesmesine sebep olan en somut düzenleme oldugundan, toplumun devlet kavramini algilama tarzinin olumsuzlugunu bertaraf etmek için yürürlügün durdurulmasinda kamu yarari oldugu düsünülmektedir.”

III- YASA METINLERI
A- Itiraz Konusu Yasa Kurali

4.1.1961 günlü, 213 sayili Vergi Usul Kanunu’nun itiraz konusu fikrayi da içeren 112. maddesi söyledir:

Madde 112 – (Degisik madde: 04/12/1985 – 3239/8 md.)

1. Ikmalen, re’sen veya idarece tarh olunan vergiler taksit zamanlarindan evvel tahakkuk etmisse taksit süreleri içinde; taksit süreleri kismen veya tamamen geçtikten sonra tahakkuk etmisse; geçmis taksitler, tahakkuk tarihinden baslayarak bir ay içinde ödenir.

2. Memleketi terk ve ölüm gibi mükellefiyetin kalkmasini mucip haller dolayisiyla beyan üzerine tarh olunan vergiler, beyanname verme süreleri içinde ödenir.

Mükellefin, vadeleri mezkur süreden sonra gelen vergileri de ayni süre içinde alinir.

Memleketi terk edenlerin, ölenlerin veya benzeri haller dolayisiyla mükellefiyetleri kalkanlarin ikmalen, re’sen veya idarece tarh olunan vergileri tahakkuk tarihinden baslayarak bir ay içinde ödenir.

Bu fikrada yazili tahsil süreleri Amme Alacaklarinin Tahsil Usulü Hakkinda Kanun mucibince teminat gösterildigi takdirde, Vergi Kanunu ile belli taksit zamanina kadar ve taksit zamani geçmis ise üç ay uzatilir.

3. Vergi mahkemesinde dava açma dolayisiyla 2577 sayili Idari Yargilama Usulü Kanununun 27 nci maddesinin 3 numarali fikrasi geregince tahsili durdurulan vergilerden taksit süreleri geçmis olanlar, vergi mahkemesi kararina göre hesaplanan vergiye ait ihbarnamenin tebligi tarihinden itibaren bir ay içinde ödenir. Ayrica ikmalen, re’sen veya idarece yapilan tarhiyatlarda:

a) Dava konusu yapilmaksizin kesinlesen vergilere, kendi vergi kanunlarinda belirtilen ve tarhiyatin ilgili bulundugu döneme iliskin normal vade tarihinden itibaren, son yapilan tarhiyatin tahakkuk tarihine kadar;

b) Dava konusu yapilan vergilerin ödeme yapilmamis kismina, kendi vergi kanunlarinda belirtilen ve tarhiyatin ilgili bulundugu döneme iliskin normal vade tarihinden itibaren, yargi organi kararinin teblig tarihine kadar;

Geçen süreler için 6183 sayili Kanuna göre tespit edilen gecikme zammi oraninda gecikme faizi uygulanir. Gecikme faizi de ayni süre içinde ödenir. Gecikme faizinin hesaplanmasinda ay kesirleri nazara alinmaz.

Uzlasilan vergilerde gecikme faizi; uzlasilan vergi miktarina, (a) fikrasinda belirtilen tarihten itibaren uzlasma tutanaginin imzalandigi tarihe kadar geçen süre için uygulanir.

Dava açilmasi nedeniyle tahsili duran vergi ve cezalar mükellefler tarafindan istenildigi takdirde davanin devami sirasinda da kismen veya tamamen ödenebilir.

4. (Ek bent: 22/07/1998 – 4369/2 md.) Fazla veya yersiz olarak tahsil edilen veya vergi kanunlari uyarinca iadesi gereken vergilerin, ilgili mevzuati geregince mükellef tarafindan tamamlanmasi gereken bilgi ve belgelerin tamamlandigi tarihi takip eden üç ay içinde iade edilmemesi halinde, bu tutarlara üç aylik sürenin sonundan itibaren düzeltme fisini mükellefe teblig edildigi tarihe kadar geçen süre için ayni dönemde 6183 sayili Kanuna göre belirlenen tecil faizi oraninda hesaplanan faiz, 120 inci madde hükümlerine göre red ve iadesi gereken vergi ile birlikte mükellefe ödenir.

5. (Ek fikra: 28/12/2001 – 4731 S.K./4. md.) Ihtirazi kayitla beyan edilip ödendikten sonra yargi kararina göre iade edilip yine yargi karari uyarinca tahsili gereken vergilere, iade tarihinden yargi kararinin vergi dairesine tebligi tarihine kadar geçen süre için bu maddede yer alan esaslar dahilinde 6183 sayili Amme Alacaklarinin Tahsil Usulü Hakkinda Kanuna göre belirlenen tecil faizi oraninda gecikme faizi hesaplanir.”

B- Dayanilan Anayasa Kurallari
Basvuru kararinda Anayasa’nin 2., 10. ve 35. maddelerine dayanilmistir.

IV- ILK INCELEME
Anayasa Mahkemesi Içtüzügü’nün 8. maddesi geregince, Hasim KILIÇ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Sacit ADALI, Fulya KANTARCIOGLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, A. Necmi ÖZLER, Serdar ÖZGÜLDÜR, Sevket APALAK, Serruh KALELI ve Zehra Ayla PERKTAS’in katilimiyla yapilan ilk inceleme toplantisinda, dosyada eksiklik bulunmadigindan isin esasinin incelenmesine ve yürürlügü durdurma isteminin esas inceleme asamasinda karara baglanmasina OYBIRLIGIYLE, 26.6.2008 gününde karar verilmistir.

 V- ESASIN INCELENMESI
Basvuru karari ve ekleri, isin esasina iliskin rapor, itiraz konusu yasa kurali, dayanilan Anayasa kurallari ve bunlarin gerekçeleri ile diger yasama belgeleri okunup incelendikten sonra geregi görüsülüp düsünüldü:

Basvuru kararinda, itiraz konusu kural ile fazla veya yersiz alinan vergilerin iadesinde istenen bilgi ve belgelerin tesliminden üç ay sonra baslamak üzere tecil faizi verildigi, oysa eksik beyan edilen ve ödenen vergiler için ödenmesi gereken günden itibaren gecikme faizi alindigi belirtilerek kuralin, Anayasa’nin 2., 10. ve 35. maddelerine aykiri oldugu ileri sürülmüstür.

213 sayili Vergi Usul Kanunu’nun 112. maddesinin dördüncü fikrasi ile mükelleflerden fazla veya yersiz tahsil edilen vergilerin iadesinde, tahsilâtin üzerinden çok zaman geçmis olsa da istenen bilgi ve belgelerin teslimiyle yapilan iade talebinden sonraki üç ay içinde yapilmayan iadeler için bu üç ayin sonundan baslamak üzere düzeltme fisinin teblig edildigi güne kadar isleyen tecil faizinin vergi asli ile beraber ödenmesi öngörülmektedir. Buna karsin ayni maddenin üçüncü fikrasi ile eksik tahsil edilen veya tahsil edilemeyen vergiler için mükelleflerden verginin ödenmesi gereken tarihten itibaren ödemenin yapildigi güne kadar isleyen gecikme faizi alinmaktadir.

Anayasa’nin 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti; insan haklarina saygili, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her eylem ve islemi hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu gelistirerek sürdüren, Anayasa’ya aykiri durum ve tutumlardan kaçinan, hukuku tüm devlet organlarina egemen kilan, Anayasa ve hukukun üstün kurallariyla kendini bagli sayip yargi denetimine açik devlettir.

Anayasa’nin 35. maddesinde ise, herkesin, mülkiyet ve miras haklarina sahip oldugu, bu haklarin ancak kamu yarari amaciyla, kanunla sinirlanabilecegi, mülkiyet hakkinin kullanilmasinin toplum yararina aykiri olamayacagi hükme baglanmistir. Mülkiyet hakki, herkese baskasinin hakkina zarar vermemek ve yasalarin koydugu sinirlamalara uymak kosuluyla, sahibi oldugu sey üzerinde diledigi biçimde yararlanma, tasarruf etme, baskalarina devretme, kullanma, biçimini degistirme, harcama ve tüketme olanagi verir.

Itiraz konusu kural, kamu kurumlari ile kisiler arasinda kamu idarelerinin kamu gücüne dayali yetkilerini kullanirken hatali islemleri nedeni ile olusan alacakli-borçlu iliskilerinin borçlu olan kamu kurumlari lehine bozulmasina sebebiyet vermektedir. Bunun yaninda kamu kurumlarinin borcunu ödemesini geciktirmede tesvik edici olmakta ve vatandaslarin devlete olan güvenini sarsmaktadir.

Vergi, devletin vatandaslardan kamu gücüne dayali ve karsiliksiz tahsil ettigi bedel olsa da idarece yapilmis olan vergi tahsilâtinin fazla veya yersiz oldugu tespit edildikten sonra bu tahsilât, mükellefler için bir “alacak” haline gelmektedir.

Alacak hakki mülkiyet hakki kapsaminda kisilerin temel haklarindandir. Kisiler yanlis veya yersiz vergi tahsilati nedeni ile belli bir süre mülkiyetlerinde olmasi gereken bir meblagdan kullanma, tasarruf etme ve harcama seklinde yararlanma imkanindan mahrum kalmaktadirlar. Bu süre zarfinda enflasyon nedeni ile paranin degerinde olusan asinma ile mülkiyetin gerçek degeri azaldigi gibi bu mülkiyetin tasarruf veya yatirim araci olarak getirisinden yararlanmak imkâni da bulunmamaktadir. Bu sekilde kisiler mülkiyet haklarindan mahrum edilerek haksizliga ugratilmaktadir.

Itiraz konusu düzenleme ile devlet fazla veya yersiz yapilmis tahsilâtlar ile hazinesinde tuttugu meblagi kisilere iade ederken üzerinden uzun zaman geçmis olsa bile talep tarihinden üç ay sonra baslamak üzere isleyecek faizi ödemektedir. Düzenleme ile elde edilen kamu yarari kamu için öncelikli, genel menfaatleri koruyan, kamu hizmetlerinin sürdürülmesi için zorunlu bir durum arz etmemekte, sadece devlete baskasinin mülkü üzerinde sebepsiz ve karsiliksiz biçimde tasarruf etme hakkini vermektedir.

Fazla veya yersiz tahsil edilen vergilerin iadesinde, tahsilâtin yapildigi tarih yerine basvuru tarihinden üç ay sonra baslamak üzere isleyecek faizin ödenmesine iliskin kural, kisinin belli bir dönem için faiz gelirinden mahrum kalmasi sonucunu dogurarak genel yarar ile kisi yarari arasindaki dengenin bozulmasina yol açmakta, bu durum hukuk devletinde korunmasi gereken mülkiyet hakkinin ihlaline neden olmaktadir.

Nitekim Avrupa Insan Haklarinin ve Temel Özgürlüklerinin Korunmasina Iliskin Sözlesme’ye Ek Protokol’ün 1. maddesinde de:

“Her gerçek ve tüzel kisinin mal ve mülk dokunulmazligina saygi gösterilmesini isteme hakki vardir. Herhangi bir kimse, ancak kamu yarari sebebiyle ve yasada öngörülen kosullara ve uluslararasi hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun birakilabilir.

Yukaridaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararina uygun olarak kullanilmasini düzenlemek veya vergilerin ya da baska katkilarin veya para cezalarinin ödenmesini saglamak için gerekli gördükleri yasalari uygulama konusunda sahip olduklari hakka halel getirmez.” denilmektedir.

Bu kural uyarinca Avrupa Insan Haklari Mahkemesi, Eko-Elda Avee/Yunanistan davasinda (9.3.2006 günlü, Basvuru No: 10162/02); haksiz olarak tahsil edilen verginin bes yil bes ay sonra faizsiz olarak iade edilmesini, belli bir meblagdan yararlanma hakki uzun süre engellenen sahsin, mali durumunda önemli ve kesin zararlara neden olundugu, bu durumun sürdürülmesi gereken genel yarar ile kisi yarari arasindaki dengeyi bozdugu, sahis üzerine asiri yük yükledigi gerekçesiyle mülkiyet hakkinin ihlali olarak degerlendirmis ve mülkiyet hakki çignenen sahsa faiz ödenmesi gerektigine karar vermistir.

Açiklanan nedenlerle itiraz konusu kural, Anayasa’nin 2. ve 35. maddelerine aykiridir. Iptali gerekir.

Itiraz konusu kuralin Anayasa’nin 10. maddesiyle ilgisi görülmemistir.

VI- iptal kararinin yürürlüge girecegi gün sorunu
Anayasa’nin 153. maddesinin üçüncü fikrasinda, “Kanun, kanun hükmünde kararname veya Türkiye Büyük Millet Meclisi Içtüzügü ya da bunlarin hükümleri, iptal kararlarinin Resmî Gazetede yayimlandigi tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüge girecegi tarihi ayrica kararlastirabilir. Bu tarih, kararin Resmî Gazetede yayimlandigi günden baslayarak bir yili geçemez.” denilmekte; Anayasa Mahkemesinin Kurulusu ve Yargilama Usulleri Hakkinda Kanun’un 53. maddesinin dördüncü fikrasinda da bu kural tekrarlanmaktadir. Maddenin besinci fikrasinda ise, Anayasa Mahkemesi’nin, iptal halinde meydana gelecek hukuksal boslugu kamu düzenini tehdit veya kamu yararini ihlâl edici mahiyette görürse yukaridaki fikra hükmünü uygulayacagi belirtilmektedir.

213 sayili Vergi Usul Kanunu’nun 112. maddesinin dördüncü fikrasi fazla veya yersiz alinan vergilerin iadesinde basvuru tarihinden üç ay sonra baslamak üzere sinirli da olsa faiz ödenmesine imkân tanimaktadir. Fikranin iptali halinde sinirli olarak yapilan ödemelerin dayanagini olusturacak bir düzenleme kalmayacaktir. Dogacak bu hukuksal bosluk, iptal gerekçelerinde izah edilen kisilerin mülkiyet haklarinda mevcut durumdan daha da geriye gidilmesine ve Anayasa geregi olmasi gereken durumdan daha da uzaklasilmasina sebep olarak kamu düzeni ve kamu yararini bozucu nitelikte oldugundan Anayasa’nin 153. maddesinin üçüncü fikrasiyla Anayasa Mahkemesinin Kurulusu ve Yargilama Usulleri Hakkinda Kanun’un 53. maddesinin dördüncü ve besinci fikralari geregince, bu fikraya iliskin IPTAL HÜKMÜNÜN, KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BASLAYARAK BIR YIL SONRA YÜRÜRLÜGE GIRMESINE, OYBIRLIGIYLE, 10.2.2011 gününde karar verilmistir.

VII- yürürlügün durdurulmasi istemi
4.1.1961 günlü, 213 sayili Vergi Usul Kanunu’nun 112. maddesine 22.7.1998 günlü, 4369 sayili Kanun’un 2. maddesiyle eklenen (4) numarali fikranin iptaline iliskin hükmün süre verilerek yürürlüge girmesinin ertelenmesi nedeniyle bu fikranin YÜRÜRLÜGÜNÜN DURDURULMASI ISTEMININ REDDINE, 10.2.2011 gününde OYBIRLIGIYLE karar verildi.

VIII- SONUÇ
1- 7.5.2010 günlü, 5982 sayili Türkiye Cumhuriyeti Anayasasinin Bazi Maddelerinde Degisiklik Yapilmasi Hakkinda Kanun uyarinca, 2949 sayili Anayasa Mahkemesinin Kurulusu ve Yargilama Usulleri Hakkinda Kanun ile ilgili gerekli düzenlemeler yapilmadan, Mahkeme’nin çalisip çalisamayacagina iliskin ön meselenin incelenmesi sonucunda; Mahkeme’nin çalismasina bir engel bulunmadigina, Fulya KANTARCIOGLU, Mehmet ERTEN, Fettah OTO, Zehra Ayla PERKTAS ile Celal Mümtaz AKINCI’nin, gerekçesi 2010/68 esas sayili dosyada belirtilen karsioylari ve OYÇOKLUGUYLA,

2-  4.1.1961 günlü, 213 sayili Vergi Usul Kanunu’nun 112. maddesine 22.7.1998 günlü, 4369 sayili Kanun’un 2. maddesiyle eklenen (4) numarali fikranin Anayasa’ya aykiri olduguna ve IPTALINE, OYBIRLIGIYLE,

3- 213 sayili Kanun’un 112. maddesine, 4369 sayili Kanun’un 2. maddesiyle eklenen (4) numarali fikranin iptal edilmesi nedeniyle dogacak hukuksal bosluk kamu yararini ihlal edici nitelikte görüldügünden, Anayasa’nin 153.  maddesinin üçüncü fikrasiyla 2949 sayili Anayasa Mahkemesinin Kurulusu ve Yargilama Usulleri Hakkinda Kanun’un 53. maddesinin dördüncü ve besinci fikralari geregince IPTAL HÜKMÜNÜN, KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BASLAYARAK BIR YIL SONRA  YÜRÜRLÜGE  GIRMESINE, OYBIRLIGIYLE,

10.2.2011 gününde karar verildi.

 Baskan

Hasim KILIÇ
Üye

Fulya KANTARCIOGLU
Üye

Mehmet ERTEN

Üye

Fettah OTO
Üye

Serdar ÖZGÜLDÜR
Üye

Serruh KALELI

 Üye

Zehra Ayla PERKTAS
Üye

Recep KÖMÜRCÜ
Üye

Alparslan ALTAN

 Üye

Burhan ÜSTÜN
Üye

Engin YILDIRIM
Üye

Nuri NECIPOGLU

 Üye

Celal Mümtaz AKINCI
Üye

Erdal TERCAN